Yatırımcıların portföylerine ekleyecekleri yatırımları tamamen riskli varklıklarla dolu olduğunu düşünürsek Markowitz’in Portföy Seçimi Teorisi’nden de hatırlayacağımız üzere riski kontrol atına alabilmek adına çeşitlendirmeye gideriz. Portföy oluştururken yatırımcılar riskli varlıkların yanı sıra risksiz varlıklar veya nakde de yer vererek risklerini kontrol altına almaya çalışırlar. Bu durumda artık yatırımcı potföyünde ne kadar riskli varklık ne kadar risksiz varklığa yer vereceğine karar vermelidir. Risksiz varklıklar net olarak getirisi bilinen bir yatırım aracıdır. Bunlara örnek olarak hazine bonosu ve devlet tahvili diyebiliriz. Bonalar kısa vadeli diye nitelendirdiğimiz vadesi iki aydan az ve 12 aydan fazla olmayan şirketler ya da devlet tarafından çıkarılabilen menkul kıymetlerdir. Biz riski dikkate aldığımız için bononun bir çeşidi; devlet tarafından çıkarılan ve vade tarihine kadar elde tutulması durumunda anaparanın ve faizinin geri ödemesi garanti altında olan hazine bonosunu, iyi bir risksiz yatırım aracına örnek olarak gösterebiliriz. Eğer vadesi içerisinde hazine bonosunu satmaz, portföyde tutarsak; yatırılan para faiziyle birlikte geri alınır. Bu yüzden risk içermeyecek şekilde yatırımlarımızı kısa vadeli olarak değerlendirebileceğimiz bir enstürümandır. Hazine bonosunun bir diğer avantajı ise diğer yatırım araçları arasında %10 ile en düşük vergi oranına tabi tutulur. Risk almak istemiyoruz fakat getirimizinde yüksek olmasını istiyorsak banka bonolarını tercih edebiliriz. Devlet tahvili ve hazine bonosuna göre daha fazla getiri imkânı sağlamakla birlikte vergi avantajı da sağlamaktadır. Kesilen stopaj oranı vadeli mevduat hesaplarında %15 olarak kesilirken TL cinsinden Banka Bonolarında %10 olarak uygulanır. Peki portföyümüze tahvil eklersek ne olur?

Genellikle risk almayı sevmeyen yatırımcılar tahvillere yatırım yapmaktadırlar. Tahvillerde bonolar gibi getirisi düşük ve riksiz varlıklardandır. Tahviller 1 yıldan uzun vadelidir ve faizin yükseldiği noktada riskinin de arttığı bir enstürümandır. Faiz oranlarının uzun vadede %10 yükselmesi, tahvillerin %10 değer kaybetmesi bu anlamda yatırımcının zarar etmesiyle sonuçlanacaktır. Bu nedenle yatırımcılar hangi şirketin veya ülkenin tahvillerini satın almak istiyorsa, o şirketin veya ülkenin ekonomik durumlarının analizini yapmalı ve merkez bankalarının açıklamalarını takibini iyi yapmalıdırlar. Tahvilde sabit getirili menkul kıymet olduğundan getirisi önceden bilinmektedir. Birçok tahvil bulunmaktadır. Yatırım yapacağınız borç senedinin özelliklerini bilmeniz gerekir. Vade tarihi, faiz ödeme tarihi, kazanç oranı, faiz kapsamı, toplam faiz ücretleri, sermaye oranı, kârlılık bilgileri, uzun vadeli borç oranı ve verimi gibi değerleri dikkate almalısınız. Buna göre tahvil türünüzü seçerek yatırımınızı değerlendirebilirsiniz. Yine yatırım yapılabilmesi yönünden devlet tahvili getirisi düşük ama en tercih edilenlerin arasında yer almaktadır. En yüksek riske sahip olan ise bankaların ve anonim şirketlerin çıkardığı özel sektör tahvilleridir. Burada tahvili alırken şirketin ne derece güvenli olduğuna dikkat ederiz. Tahvil yatırımı yapmak isteyen bir yatırımcının elinde bulunan sermayeyi nasıl bir vadede değerlendirmesi gerektiği de çok önemlidir. Kısa vadede nakit ihtiyacı doğması durumun yatırımcıların uzun vadeli bir yatırım aracına yönelmesi doğru olmayacaktır. Buna ek olarak piyasa koşulları ve risk faktörü de seçim sırasında değerlendirilmesi diğer önemli husustur. Risk algısının yüksek olduğu dönemlerde uzun vadeli borçlanma senetlerindense, daha kısa vadeli yatırım araçlarının tercih edilmesi daha doğru olacaktır. Risksiz yatırım aracı olarak bir başka enstürüman örneği ise repo ve ters repo işlemleridir. Geri alma taahüdü yoluyla yapılan bu satış işlemi kısa vadeli ve sabit getiri sağlayan güvenli kazanç sağlamak isteyen bir yatırımcı için uygun bir menkul kıymettir. Ters repo yapan taraf, parayı kullandıran taraftır ve geri satış taahhüdü ile menkul kıymeti alır. Düz repoda olduğu gibi menkul kıymet geri alınmak üzere satılmaz. Ters repoda, işlem konu olan yatırım aracının geri satılması üzerine alım söz konusudur. Borç veren üzerinden tanımlanan bir işlemdir. Menkul kıymeti alan kişi, borç vermiş olur ve aldığı menkul kıymetleri anlaşmayla belirlenen tarihte faiziyle beraber teslim eder.
Fiyatı belirleyenin alıcı ve satıcılar olduğu varsayımıyla birlikte, işlemcilerin tüm ulaşılabilir bilgilere aynı anda ve simetrik olarak ulaşabildiğini varsayarsak yani mali piyasaların etkin olduğu ve fiyatların ortalama değerinden nadiren saptığını varsayarsak, gelecekte oluşabilecek fiyat değişimlerini hesaplayabiliriz. Bu, bir malı gelecekteki fiyatı üzerinden almak üzere imzalanan anlaşmanın doğru hesaplanabileceği ver riske karşı güvence olarak kullanılabileceği anlamına gelir. İşte bu noktada risk olmadan yatırım yapmak mümkündür diyebiliriz.